• II. Abdülhamid, Filistin’de Yahudi Devleti’nin Kurulmaması İçin Ne Gibi Tedbirler Almıştır?

    Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

    II. Abdülhamid, Filistin’de bir Yahudi Devleti’nin kurulmaması için ne gibi tedbirler almıştır? İsrail Devleti’ni kendi zamanında engellediği doğru mudur?

    Yüce Ecdadımız, Yahudilerle olan münasebetlerinde, Kur’ânın şu düstur ve ikazını gözden uzak tutmamıştır: “Andolsun ki, Yahudilerle Müşrikleri, mü'minlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi bulacaksın”.

    Osmanlı Devleti başta olmak üzere bütün Müslüman Türkler'in ezelî düşmanları, daima lehimize olan ve iftihar vesilesi kabul edilmesi gereken tarihî hakikatleri ters çevirerek aleyhimize kullanmışlar ve tarihi maalesef tahrif etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin Filistin'le olan alâkaları da bunlardan biridir. Osmanlı Devleti'nin Filistin topraklarında uyguladığı, hukukî ve siyasî nizâmı bilmeyenler, Arap dünyasının üzerine çökmüş olan bütün felâketlerin Osmanlı hâkimiyetinin kötü bir yadigârı olduğunu savunmaktadırlar. Halbuki vak'a tam tersidir.

  • Sultân Abdülhamid’e neden Kızıl Sultân denmektedir? Bu çirkin lakabı Abdülhamid için kullanan kimdir?

    Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

    Bilindiği gibi, 1878 tarihli Berlin Andlaşmasının 61. Maddesine göre, Vilâyât-ı Sitte denilen Erzurum, Diyârbekir, Sivas, Harput=El-Aziz, Van ve Bitlis’de bulunan Ermeniler lehine Osmanlı Devleti bazı ıslâhât yapmak mecburiyetindeydi. Büyük devletler de bunu takip edeceklerdi. Maalesef Osmanlı Devleti’nin her yerinde olduğu gibi, buralarda da Ermeniler tahrik ediliyordu. Tahrik edilen Ermeniler Müslümanları katliama tabi tutmaya başladılar. 1886’da İsviçre’de, Anadolu'da binlerce Müslümanın kanına giren Ermeni Hınçak Cemiyeti kuruldu. Rusya ve İngiltere’de bir Müslüman memur bile yapıl-mazken, Ermeniler Osmanlı ülkesinde bakan da olabiliyorlardı. Buna rağmen, hak ve hürriyet diyerek terör estirmeye başladılar. Yüzlerce Müslüman köyünü basarak çoluk çocuğun kanını döker oldular.

    İşte bu terör ve dehşet üzerine, II. Sultân Abdülhamid, merkezi Erzincan’da bulunan IV. Ordu Komutanı Müşir Zeki Paşa’yı, Ermeni terörünü durdurmak üzere görevlendirdi. Teröristlere aman vermeyen Paşa’nın bu hareketi, Avrupa basınının Abdülhamid aleyhine kampanya başlatmalarına sebep oldu. Fransız Akademisi üyesi tarihçi Kont Albert Vandal, ilk defa Abdülhamid hakkında “Le Sultân Rouge“ lakabını kullandı ve maalesef, İttihâdcılar bu tabiri “Kızıl Sultân“ diye tercüme ederek, Ermenilerle birlikte Sultân Abdülhamid’i kötülemeye başladılar. İttihâdcıların, Ermeni kâtili diye Sultân Abdülhamid’i itham etmeleri ve onu Kızıl Sultân diye karalamaları, maalesef, Cumhuriyet devrinin ders kitaplarına kadar yansıdı.

    Burada iki hususun bilinmesi gerekmektedir: Birincisi, Abdülhamid’i Ermeni Kâtili ve Kızıl Sultân diye karalayan İttihâdcılar, daha sonra 1915’deki Ermeni tehciri sebebiyle aynı sıfatlarla karalanmışlar ve ilâhi adalet yerine gelmiştir. Zaten iktidara geldikten sonra, Ermeni komitelerine serbestlik vermeleri, Doğudaki olayların da başlıca sebebidir. İkincisi, Sultân Abdülhamid, saltanatı boyunca, bazı tarihçilerin iddialarının aksine, Çıra-ğan Baskını gibi fiili olan durumlar hariç, muhâliflerine asla idam cezası vermemiştir. 31 Mart Olayında, 1. Orduya Rumeli’den gelen çapulcuları durdurmak üzere, kardeş kanı akar korkusuyla tâlimat dahi vermemiştir.